Dersim’de Şiddet ve Düşmanlık Kültürünün Kökeni / Hüseyin Dedesoy

19 Mart 2018, 11:55

Şiddet kavramı düşmanlığı içinde barındırır ve besler, düşmanlık ise şiddeti beraberinde getirir. Bireydeki var olan bu duygu dürtüsü, düşmanlık beslediği kişiye her türlüsü zararı vermeye müsait hale getirir. Gerektiğinde onun canına dahi kıyabilir. Bu kadar tehlikeli ve hastalıklı olan bir düşünce-davranış hali, Dersimliler arasında kanıksanmış ve neredeyse doğal bir duygu biçimi haline dönüşmüş. Tıpta bu durum psikolojik davranış bozukluğu olarak adlandırılır. Bu tür davranış bozukluğu  gösteren bireyler ise, toplumsal tehlike potansiyeli barındırdıkları gerekçesiyle  güvenlik güçleri tarafından, sağlık merkezlerinde kontrol altına alınırlar. Alanın uzmanları tarafından tıbbi tedaviye tabi tutulurlar.

Eğer bu davranış biçimi toplumun bir bütününe yayılmış bir hal almış ise,  o toplum kolektif bir şiddet ve travmanın  içine yuvarlanmış demektir.  Böylesi durumlar ise genelinde sivil savaş ortamlarında görülen özelliklerdir. Bunun tedavisi ise çok uzun yılları alır, bazen imkansız bir duruma dahi dönüşe bilir. O toplumun tamamen yok olmasına da sebep olabilir. Günümüz dünyasında benzeri durumu yaşayan  topluluklar kimlerdi diye soracak olursak; ilk aklımıza gelen Ermeniler ve Yahudiler  olur. Yanı sıra Keldaniler, Süryaniler ve Yezidiler diye biliriz. Bütün bunların benzerini ve daha da sistematiğini  en uzun süre, zamana yayarak (yüz yıllar boyu) yaşayanlar ise, Anadolu topraklarında bulunan Aleviler oldu…

Ermeniler yaşadıkları bu hastalığı, kolektif travmayı bir süre sonra, kendilerine yurt edindikleri kara parçasında bir araya gelerek atlatıp yeniden kendilerini var etmeyi başarabildiler. Yahudiler keza öyle, onlar da yüz yılları alan sürgün, göç, savaş ve maruz kaldıkları soy kırımdan sonra, ancak kendi yurtlarına kavuştuktan sonra bu hastalığın üstesinde gelmesini becere bildiler. Keldaniler, Süryaniler ve Yezidiler ise hala o travma ve dramın acısı içerisinde kıvranıyorlar.  Geride kalanlar, kalabildikleri kadarıyla ayakta durmaya çalışıyorlar, varlıklarından çok yoklukları konuşuluyor.

Anadolu Alevilerin dramı ve kıyım hikayesi Yahudi toplumu kadar eskiye dayanır, ama onlar yaşadıkları şiddet ve düşmanlığın panzehirini sevgi ve dostluk kültürünü besleyerek yendiler. Şiddet, düşmanlık ve savaş kültürünün karşısına dostluğu, kardeşliği ve insanı sevmenin felsefesini koyarak, o felsefeyle kendilerini besleyip geliştirerek tedavi oldular. Hacı Bektaşı Veli’yi  sembolize eden bir koltuğunda aslan, diğerinde ceylan görüntüsü öylesine yaratılmış bir simge değildir. Tamda şiddet kültürünü, düşmanlık kültürünü, kin ve nefreti besleyen savaş kültürünü reddeden bir felsefeyi temel alan anlayışın görüntüsüdür. Maruz kaldıkları  şiddete karşılık, birliklerini,beraberliklerini ve varlıklarını ancak böyle koruya bildiler.

Kısaca; Osmanlıda Aleviler aleyhine yaratılan Sünnü ve Şafi islam inancının beslediği; şiddet ve düşmanlık kültürüne karşılık, Aleviler ise ölümü değil yaşamı, yok etmeyi değil, var etmeyi, insanlığın geleceğini temsil eden hoşgörü, sevgi ve saygı kültürünü savundular, bu felsefeyi ve kültürü besleyip geliştirdiler.

Dersim toplumu şiddet ve düşmanlık hastalığına, bu kültüre nasıl ve ne zaman  yakalandı?

Dersim toplumunun bugün yaşadığı ve içinde bulunduğu bütün felaketlerin kaynağının veya miladının 38 kıyımıyla başladığı zannedilir.  37-38 Kıyımı o toplum için bir felaket olduğu vazgeçilmez mutlaki doğrudur elbetteki, ama onun öncesi de vardır. Oraya gelme sürecin de, Dersim halkının içine sürüklendiği kaosun ne olduğu, nereden kaynaklandığı sorgulanmadığı gibi, adı dahi anılmaz. Kimse zahmet edip Dersim 38 öncesinde bu halkın iç barışı veya toplumsal ilişkisi nasıldı, toplumun kendi arasındaki huzuru, yaşam tarzı ne düzeydeydi diye sorulmadı ve kimsede zahmet edip sorgulamadı.

1900’lere kadar Anadolu’da yaşayan Alevilerin Osmanlının tehdit ve şiddetinden kaçarak, huzur ve barış içinde, hayatlarını garantide his ettikleri tek sığınak yurdu Dersim di.  O yüzden de Osmanlı ordusu o kaleyi de zaptetmek için defalarca  seferler düzenlemiştir ama buna rağmen başarı elde edememiştir. Dersim toplumu kendi iç huzurunu ve birliğini, kendi hukuğunu yaratarak, kendi sosyal ilişkisini, kendi iç örgütlenmesini  organize ederek, kendi savunma gücünü var ederek, kendi komşularıyla barış içinde saygın bir dengeyi oluşturarak yüzyıllarca varlığını sürdüre bilmiştir.

1900 ila 1935 arasında bölgede yaşanan alt üst oluşlar; Osmanlının çöküşü, Ermenilerin kıyımdan geçirilmesi, gayrı müslümlerin Anadolu topraklarında kovulması, birinci dünya harbi, Rus işgalı ve sonrası…bütün bu olaylar Dersim bölgesini ve halkını da derinde etkilemiştir. Dersim halkının bu sür zarfında verdiği iç ve dış göçle birlikle, bölgenin merkezi hükümet tarafından tamamen abluka altına alınması, açlık ve kıtlığın baş göstermesine neden olur. Toplum içindeki var olan sosyal ilişkilerin, doğal hukuğun ve değerlerin kaybolması da bu sürece tekabul eder. Yerini orman yasası diye bileceğimiz, güçü güçü yetene bir ilişki tarzı alır. Dersim halkı toplumsal kaos diye bileceğimiz bir sürece sürüklenir.  Dersim halkının kendi arasındaki var olan ve kurduğu hoşgörü, saygınlık ve huzur kültürü de bu süreçte alt üst olur.

1937-38 Kıyımının planlayıcıları bu dağınıklıktan ve toplumsal huzursuzluktan , aşiretler arası çelişkilerden, kişiler arası husumetten, kavgalardan ve aynı aile  ve aynı kabile arasında dahi düşmanlığa kadar giden  çatışmalardan yararlanmasını iyi becerir. Dersim halkı arasında, toplumsal anlamda ilk düşmanlık, şiddet ve kavga kültürü, birbirine karşı beslenen kin ve nefret duygusunun kaynağı bu sürece dayanır. Bu hastalık kendisini 38 kıyımı sürecinde ve sonrasında da devam ettirir. .. Kısaca bu durum 1970’lere kadar sürer.

1970 sonrasında ise başka bir süreç başlar. Sol dalgayla birlikte, toplum içerisindeki var olan aşiretsel, ailevi, kabile ve kişisel düşmanlıklar, bir birlerine karşı besledikleri kin nefret ve şiddet duygusu, dönemin sol militanları tarafından devlete karşı yönlendirilmesi gerektiği fikri işlenmeye çalışılır. Bu düşünce hakim kılınmaya  ve toplum içerisinde oturtulmaya çalışılır. Ama toplum içerisinde var olan kin, düşmanlık ve şiddet duygusu değişmez.  Aşiretsel, ailesel, kişisel ve kabile çelişkileri-düşmanlıkları yerini, siyasileşmiş politik şiddete bırakır. Toplumun ileri gelenlerin, aşiretlerin, ocakların, pirlerin, dedelerin söz ve hukuğun yerine,örgütlerin ve siyasi grupların önderlerinin, militanlarının, yetkililerin hakimiyeti egemenlik kazanır.  Bir süre sonra da, bu toplumsal çelişki, şiddet ve düşmanlık kültürü, örgütler arası çelişki, şiddet ve  ve düşmanlığa dönüşür, örgütlerden ise halka yansır. Onlarca yılı kapsayan bütün bu çekişme ve çatışmanın en ağır bedelini ise  Dersim halkı öder. Geleneklerini, kültürlerini, dillerini, tarihlerini, yaşam alanlarını, mallarını, varlıklarını, çocuklarını, canlarını yurtlarını kaybederler….

            Hüseyin Dedesoy

 

 

 

 

BENZER KÖŞE YAZILARI

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Sorry, comments for this entry are closed at this time.

DİĞER YAZILARI

Meral Akşener’e mezarlık gezdirseydiniz! / Bahar Nare Kızıl

MERAL AKŞENER’E ALEVİ CEMEVİ’Nİ GEZDİRMEK YERİNE MEZARLIKLARI GEZDİRMEK DAHA ANLAMLI OLURDU! Meral Akşener’e, Alevi Cemevi’ni...

16 Ocak 2018

Alevi Sözcüğünün Yapısı ve Anlamı / Hamza Aksüt

ALEVİ KAVRAMININ ANLAMI VE TARİHİ ÜZERİNE   Alevi Sözcüğünün Yapısı ve Anlamı Alevilikle ilgili araştırmalar...

1 Ocak 2018

Gağanê perinê şên bo! / Bahar Nare Kızıl

Gağanê perinê şên bo! Ma roc be roc kulturê xo ra, jüanê (zonê) xo ra...

1 Ocak 2018

Mutlaka okuyun… Ya da okumayın.. / Ali Haydar Çavuş

Mutlaka okuyun… Yada okumayın.. VİCDANIN SESSİZ ÇIĞLIĞI !!! Bugün kahvaltı yaparken bir dostum aradı. Ailesini...

1 Ocak 2018

Umut / Büşra Eker

Umut;Gece gözlerinizi kapattığınız da karanlığın birden güneş ile aydınlatacağını düşünerek uykuya dalmaktır. Hayatın bir çok...

20 Aralık 2017

Copyright © 2018. Yeni Gündem